Pir Sultan Abdal
forum divrigi
DİVRİĞİ FORUM
Kasım 21, 2008, 12:04:53 ÖS *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
DİVRİĞİ FORUM

    Nüfus : 275
    Rakım : 317 Mesaj 141 Konu
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Giriş Yap Kayıt  
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Konu: Pir Sultan Abdal Cevap Sayısı: 0 cevap var
Okunma Sayısı 80 defa 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Pir Sultan Abdal  (Okunma Sayısı 80 defa)
Konu Kalitesi % 0
Oy Ver   
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
erdal doğan

Üye Bilgileri Yeni Divriğili
*




Karizma Gücü: 0
Sonraki Level: 172

Puan: +2/-0


Offline Offline

Üye ID: 13

Kayıt tarihi Mayıs 20, 2007, 12:25:08 ÖÖ

Nerden:
Mesaj Sayısı: 18

Aktiflik
Deneyim
Seviye

« : Temmuz 14, 2007, 07:56:41 ÖS »

 
Kutlu Özen


Pir Sultan Abdal’ın Menkıbevi Hayatı
Pir Sultan Abdal, 16’ıncı yüzyılda yaşamış en kudretli tekke şairidir. Yıldızeli’nin Banaz köyünde doğmuş; Sivas Valisi Deli Hızır Paşa tarafından 1590 yılında idam edilmiştir. Arı bir Türkçe ile söylediği şiirleri bugün bile zevkle okunup, dinlenmektedir.
Hayatını ve sanatını bir ülküye bağlayan büyük halk sanatçısı Pir Sultan Abdal’ın yaşantısı, ölümünden sonra efsaneleşmiştir. Biz bu makalemizde Pir Sultan Abdal etrafında oluşan menkıbeler/efsaneler üzerinde duracağız. Bu menkıbelerden bir çoğu öğrencilerim tarafından Banaz’da derlemiştir.[2]
Efsane: Hızır Paşa, Sivas’la Hafik arasında bulunan Sofular köyündenmiş. Hızır Paşa, köyünden ayrılarak Banaz’a gelmiş. Pir Sultan’ın talibi olarak bir müddet Banaz’da kalmış. Pir Sultan’a demiş ki:
― Pirim, bana himmet ver de bir makama geçeyim, büyük adam olayım.
Pir Sultan da:
― Hızır, ben dua ederim, sen büyük bir adam olursun, gelir beni asarsın, demiş.
Hasılı Pir Sultan’ın himmetiyle Hızır, İstanbul’a gitmiş, orada ilerlemiş, nihayet paşa olmuş ve Sivas’a vali olarak gelmiş. İlk işi Pir Sultanı Sivas’a, huzuruna çağırmak olmuş.
Hızır Paşa, pirine hürmette kusur etmemiş. Nefis yemekler ikram etmiş. Pir Sultan bunları yememiş. Paşa bunun sebebini sorunca, Pir Sultan, Sivas’tan, Paşa’nın konağından Banaz’daki iki köpeğine seslenmiş. Köpekler gelmişler; önlerine Pir Sultan yemek tepsisini sürmüş. Köpekler dokunmamışlar bile.
Bu harekete Paşa çok kızmış. Pir Sultan’ı Sivas’ın “Toprak Kale”sine hapsetmiş. Ne de olsa eski pirine kıymak istememiş. Ona haber göndermiş, huzuruna çağırtmış:
― Eğer içinde Şah’ın adı geçmeyen üç deyiş söylersen seni affedeceğim, demiş. Pir Sultan:
― Peki,
demiş; fakat Şah’ın adı geçen üç deyiş söylemiş. Pir Sultan’ın böyle meydan okuması Hızır Paşa’yı büsbütün gazaba getirmiş. Pir Sultan’ın asılmasını emretmiş. Pir Sultan asıldıktan sonra ahali kahvede toplanmış konuşuyorlarmış. Biri demiş ki:
― Bu gece Pir Sultan’ı Hızır Paşa astırdı...
Başka biri atılmış:
― İmkânı yok, çünkü ben bu sabah Seyfe Beli’nde gördüm.
Bir başkası Kardeşler Gediği’nde, bir üçüncüsü Tavra Boğazı’nda gördüm... demiş. Herkes şaşırmış. Darağacının bulunduğu yere gitmişler bakmışlar ki Pir Sultan, hırkasını darağacına asmış, kendi kaybolmuş. Darağacından inip yola düzülen Pir Sultan’ın peşine asesler (güvenlik görevlileri) düşmüş. Onu yakalamak istemişler. O sırada Pir Sultan Abdal, Kızılırmak üstündeki köprünün öte başına geçmiş, oturuyormuş. Köprüye:
― Eğil köprü,
demiş. Köprü eğilmiş, suya batmış, asesler köprünün beri yanında şaşa kalmışlar ve bu kerameti gördükten sonra, geri dönmüşler. Pir Sultan çekmiş, Horasan’a gitmiş.[3]
Efsane: Hızır Paşa bir gün Pir Sultan Abdal’ı huzuruna çağırtır. Pir Sultan o sırada dergâhta halkla sohbet etmektedir. Askerler köye gelmeden onların geleceğini anlar. Allah tarafından kendisine ayan olur. Dergâhtakilere,
― Onlar gelmeden, ben gideyim,
der. Musahibi Ali Baba da:
― Pirim sen kal, ben giderim. Sen gidersen köyümüz dağılır,
der. Pir Sultan Abdal ise, Ali Baba’ya:
― Sen Hıdır’ın/Hızır’ın zulmüne dayanamazsın,
der. Ali Baba, yine de gider. Ali Baba giderken köyün girişinde askerlerle karşılaşır. Askerlere:
― Kimi arıyorsunuz? Niçin geldiniz?
Diye sorar. Askerler de:
― Pir Sultan Abdal’ı almaya geldik,
der. Ali Baba bunun üzerine:
― Pir Sultan Abdal benim. Hıdır beni niçin istemiş?
Diye sorar. Askerler, Ali Baba’ya şu cevabı verir:
― Bunu bilmeyecek ne var... Ya asacak, ya zindana atacaktır,
derler. Bunları duyan Ali Baba, kendisinin Pir Sultan olmadığını, Pir Sultan’ın köyde olduğunu söyler. Askerler köye girip Pir Sultan Abdal’ı köyden alırlar ve yola koyulurlar.[4]
Hızır Paşa, Pir Sultan’ı darağacına gönderirken, çevrede biriken halka zorla Pir Sultan’ı taşlattırır. Pir Sultan’ın musahibi Ali Baba, taş atmaya kıyamadığı için yolda topladığı kır çiçeklerini pirine atar. Ali Baba’nın bu davranışı Pir Sultan’ı yürekten yaralar. Bunun üzerine aşağıdaki deyişi söyler:

Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz
Hakk’tan emr olmazsa irahmet yağmaz
Şu ellerin taşı hiç bana değmez
İlle dostun gülü yaralar beni
Efsane: Pir Sultan Abdal, Sivas’tan ayrılıp bir kervanla Suriye’ye geçmiş. Hama şehrinde bir müddet oturduktan sonra Şii bir toplulukla Kerbela’ya gitmiş. Ziyaretini tamamlayıp Bağdat’a hareket etmiş. Orada birkaç hafta oturduktan sonra tekrar İran’ın yolunu tutmuş. Kamberoğlu adıyla yaptığı bu gezinin sonunda İran’a varmış. Orada bir hana inmiş, bir çok güçlüklerden sonra Şah’ın yanına seyis olarak girmiş. Fakat çok geçmeden Şah, bunun değerli bir zat olduğunu fark etmiş, kendisine layık bir görev vermiş.
Şah’ın Sanem adlı gayet güzel bir kız evlatlığı varmış. Sanem, saraya sık sık girip çıkan Kamberoğlu’na âşık olmuş. Şah’ın hanımına derdini açıp, Kamberoğlu ile evlenmek istediğini söylemiş. Bunu öğrenen Şah, Sanem’i yanına çağırtıp:
― Kızım, Kamberoğlu’nun bizde vaktiyle seyislik ettiğine bakma, o memleketinde tanınmış bir şeyhtir. Seninle meşgul olacak bir vakti yoktur.
Fakat Sanem, bu isteğinden vazgeçmemiş, yemekten içmekten kesilmiş... Nihayet Şah, onu Kamberoğlu ile evlendirmeye razı olmuş.
Kamberoğlu (Pir Sultan Abdal), Sanem’le evlendikten sonra Şah’ın kendisine verdiği konakta birkaç yıl mesut hayat geçirmiş. Nihayet Kamberoğlu, memleketini özlemiş. Şah’tan izin alarak genç karısıyla birlikte Sivas’a hareket etmiş.
Pir Sultan Abdal, Sivas’a gelince, Sanem’i yanında ayırmaz olmuş, nereye gitse yanına almaya başlamış. Onun böyle bir güzel İran’lı kızla gezdiğini gören kötü niyetli birkaç kişi gidip Sivas Valisi Hızır Paşa’ya şikâyet etmişler. Hızır Paşa ikisini huzuruna çağırtmış, önce Pir Sultan Abdal’ı sorguya çekmiş:
― Sen kimsin? Bu kadın neyin oluyor?
― Ben, Kamberoğlu adında bir seyyahım. Bu da benim eşim Sanem Şah’tır. Kendisiyle İran’da / Fars diyarında evlendik.
Genç ve yakışıklı Hızır Paşa bu cevabı alınca, bu sırada kendisine hayran hayran bakan Sanem’e sormuş:
― Bu adam gerçekten kocan mıdır?
Sanem kaşlarını çatarak:
― Hayır! O beni zorla babamın evinden kaçırdı. Size yalan söylüyor, onun gerçek adı Koca Haydar (Pir Sultan)dır. Beni onun elinden kurtarınız.
Bunun üzerine Vali, Sanem’i, haremine almış ve Pir Sultan Abdal’ı tutup öldürtmüş ve adamlarına kanlı bir öküz postuna sarmalarını emrettikten sonra yanındakilere:
― Bunun öldüğüne bir türlü inanamıyorum. Zira bir defa astık kurt şekline girdi; şimdi kim bilir ne surete girer?
Demiş ve günlerce bekletmiş. Nihayet yıkayıp gömmek istemişler; fakat sarıldığı deriyi bir türlü açamamışlar. Hızır Paşa:
― Bunu açsa açsa onun sırrını bilen Sanem açabilir...
deyip Sanem’i çağırtmış. Katı yürekli kadın, yanına gidip:
― Açıl, Pir Sultan açıl!..
demiş. Akabinde öküz derisi açılmış. Bunun üzerine Pir Sultan’ın cesedini yıkayıp şehrin dolaylarında gömmüşler ve üstüne bir yığın taş, birkaç kaya parçası koymuşlar.[5]
Efsane: Pir Sultan Abdal, asıldıktan sonra, Divri’nin Garip Musa mezrasında yatırı bulunan Garip Musa’yı ziyarete gelir. Daha önce Pir Sultan Abdal’ın asıldığını duyan avcılar, onu ziyaret yerinde görünce hayret ederler. Güneş köyüne gelip
― Biz onu, Garip Musa ziyaretinde gördük,
derler.
Efsane: Bir gün Pir Sultan Abdal, pirine gitmek için yola çıkıyor. Yolda bir su kenarında ağaçlık, çimenlik bir yerde dinleniyor. Üzerindeki dalda, kuşlar Hakk’ın ayetlerini okuyorlar: Ama bunların serdarı olan bülbül hepsinden güzel okuyor. Pir Sultan mest olmuş bunları dinliyor. Zaman zaman bülbülün gözüne uyku basıyor. Bir defasında onu dinlemeye doymayan Pir Sultan, bülbülü uyandırmak için mercimek büyüklüğünde bir taş atıyor. Hikmet-i Hüda, taş bülbülün başına değiyor. Kuş ölüyor. Pir Sultan’ın dizinin dibine düşüyor. İşte o zaman Pir Sultan çok yanıyor... Allah’ın affetmesi için göz yaşı döküyor.[7]
Efsane: Pir Sultan’ın doğduğu köy, Banaz’dan bir hayli uzakmış. Pir Sultan’ın ördekleri köyden kaçmış, Banaz köyünün bulunduğu yere gelmiş. O da koşup arkalarından yetişmiş. Ördekler şimdiki yalakların bulunduğu yerde durmuş, kıpırdamamışlar. Pir Sultan hayret etmiş:
― Galiba bunlar bana bir şey anlatmak istiyor. Mademki onlar burayı beğendiler, ben de beğendim gitti. Bundan geri artık benim vatanım burası...
deyip asasını hızla yere vurmuş. Yerden bir su fışkırtmış... O gündür bu gündür, fışkıran su köy çeşmesinden akıp durmaktadır.[8]
Efsane: Pir Sultan’ın doğduğu köy 1001 bacalı (haneli) imiş. Ördekler kaybolmuş. Şimdiki Banaz’ın yerine gitmişler. Geldikleri yerde küçük bir su sızıntısı varmış, ördeklere yetmiyormuş. Pir Sultan, ördeklerini ararken su sızıntısının yanına gelmiş. Asasını yere vurarak:
― Bundan sonra burası benim makamım,
demiş. Asayı vurunca beş-altı yerden çok tatlı bir su fışkırtmaya başlamış.[9]
Efsane: Hızır Paşa’nın zulmü Pir Sultan Abdal’dan sonra da devam eder. Halk, Hızır Paşa’nın zulmünden kaçıp dağlarda saklanır. Pir Sultan Abdal’ın çocukları da köyden gitmiş sadece en küçük oğlu Seyit Ali kalmıştır. Hızır Paşa yine bir gün askerleriyle köye gelir. Seyit Ali’nin yanına gider ve ona bazı sorular sorar. Seyit Ali sorulan sorulara doğru cevap verince, Hızır Paşa onun Pir Sultan Abdal’ın oğlu olduğunu anlar. Kellesinin kesilmesini ister. Kellesi hemen oracık da kesilir.
Anlatılanlara göre Seyit Ali, kellesi kesildikten sonra, kellesini koltuğunun altına alıp Banaz’ın en üstündeki tepeye çıkar ve orası mezarı olur. (Banaz’daki 3 Nisan 2001 tarihli derleme)
Efsane: Banaz’da Pir Sultan Abdal’ın Horasan’da çobanlık yaparken asasına takıp getirdiğine inanılan bir değirmen taşı vardır. Kutsal günlerde mum yakılıp dilek dilenir.
Pir Sultan Abdal’ın Mezarı: Pir Sultan’a ait sembolik bir mezar Divriği’nin Ödek köyünde bulunmaktadır. Köy mezarlığı içerisindedir. Mezarın başında ulu bir iğde ağacı vardır. Abdullah Çiçek adlı kaynak şahıs, adak yeri hakkında şunları anlatmıştır.
“Anneannem, 1881 yılında dilek dilemek için Pir Sultan’ın mezarına gider. Mezarın bulunduğu yerde cem yapılmaktadır. Gündüz gözüyle, mezarlıkta yapılan törenden korkar. Adak yerinin yanında geçen harktan su içer. Biraz kendine geldikten sonra çocuk sahibi olması için dilek diler. Bu olaydan sonra annem (Mihriban) dünyaya gelir. Annemin tırnakları yoktur. On parmağında da adak yerine bağlı izler bulunmaktadır.








PİR SULTAN ABDAL


Hayatı ve Şiirleri

16'ncı yüzyılda yaşadı. Hakkında fazla bilgi yok. Asıl adı Haydar. yaşamının büyük bölümü Banaz köyünde geçti. 16'ncı yüzyılın ikinci yarısında Sivas çevresinde boy gösteren Alevi-Bektaşi kökenli ve İran yanlısı mezhep olaylarına karıştı. Sivas Beylerbeyi Deli Hızır Paşa, Pir Sultan'ı astırdı. Ölümümün, 1547-1551 ya da 1587-1590 arasındaki bir tarih olduğu sanılıyor. Çeşitli araştırmalarda 6 ayrı Pir Sultan kimliğine değinilir. Sırasıyla, Çorum yöresinden olup bir süre Ankara'da Hasan Dede tekkesinde kalan Pir Sultan'ım Haydar, aruzla şiirler yazan Pir Sultan, Divriği yöresinde yetişen ve asıl adı Halil İbrahim olan Pir Sultan Abdal, 18'inci yüzyılın ikinci yarısı ile 19'uncu yüzyılın başında yaşamış olan Abdal Pir Sultan, 16'ncı yüzyıl sonu ile 17'nci yüzyıl başında yaşayan ve Pir Sultan'ın asılmasıyla ilgili deyişleri söyleyen Pir Sultan Abdal. ve son olarak menkıbeleşmiş yaşamıyla tanınan, Hızır Paşa'nın astığı kabul edilen 16'ncı yüzyıl şairi Banazlı Pir Sultan Abdal. Halk edebiyatı araştırmacıları, gerçek Pir Sultan Abdal olarak Banazlıyı kabul eder. Pir Sultan Abdal, Alevi gelenekleri ve tarikat içinde yetişti. Hayati (Şah İsmail), Kul Hüseyin ve Kul Himmet'ten etkilendi. Şiirlerinde duru ve yalın bir kullandı. Ana konuları, aşk, tasavvuf ve kavgadır. Tekke ve tasavvufun kalıplarını aşıp geniş bir halk kesimine seslenebildi. Medrese öğrenimi görmediği için, diğer bazı halk şairlerinin tersine, Divan Edebiyatı'ndan hiç etkilemedi. Saaddin Nüzhet Ergun, Abdülbaki Gölpınarlı, Pertev Naili Boratav, Cevdet Kudret, Cahit Öztelli, Sabahattin Eyuboğlu, Mehmet Fuad, Ohan Ural, Mehmet Bayrak ve Erol Toy'un Pir Sultan Abdal araştırma ve kitapları var.



Ötme bülbül ötme

Ötme bülbül ötme şen değil bağım
Dost senin derdinden ben yana yana
Tükendi fitilim eridi yağım
Dost senin derdinden ben yana yana

Deryadan bölünmüş sellere döndüm
Ateşi kararmış küllere döndüm
Vakitsiz açılmış güllere döndüm
Dost senin derdinden ben yana yana

Haberin duyarsın peyikler ile
Yaramı sarsınlar şehidler ile
Kırk yıl dağda gezdim geyikler ile
Dost senin derdinden ben yana yana

Abdal Pir Sultan'ım, doldum eksildim
Yemeden içmeden sudan kesildim
Zülfün kemendine kondum asıldım
Dost senin derdinden ben yana yana
 



Bende bu yayladan şaha giderim

Karşıdan görünen ne güzel yayla
Bir dem süremedin giderim böyle
Ala gözlü pirim sen himmet eyle
Ben de bu yayladan şaha giderim

Eğer göverüben bostan olursam
Şu halkın diline destan olursam
Kara toprak senden üstün olursam
Ben de bu yayladan şaha giderim

Bir bölük turnaya sökün dediler
Yürekteki derdi dökün dediler
Yayladan ötesi yakın dediler
Ben de bu yayladan şaha giderim

Dost elinden dolu içmiş deliyim
Üstü kan köpüklü meşe seliyim
Ben bir yol oğluyum yol sefiliyim
Ben de bu yayladan şaha giderim

Alınmış abdestim aldırırlarsa
Kılınmış namazın kıldırırlarsa
Sizde şah diyeni öldürürlerse
Ben de bu yayladan şaha giderim

Pir Sultan Abdal´ım dünya durulmaz
Gitti giden ömür geri dönülmez
Gözlerim de şah yolundan ayrılmaz
Ben de bu yayladan şaha gider
 

Dostun bir gülü yaralar beni

Şu Kanlı Zalımın Ettiyi İşler
Garip Bülbül Gibi Beni Zareyler
Yağmur Gibi Yağar Taşlar Başıma
İllede Dostun Bir Fiskesi Yaralar Beni Beni Beni
Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni

Dar Günümde Dostum Düşmanı Beli Oldu
Bir Derdim Var İdi Şimdi El Oldu
Ecel Fermanı Boymuna Takıldı
Gerek Vura Gerek Asa lar Beni Beni Beni
Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni

Pir Sultan Abdalım Can Göye Almaz
Haktan Emir Olmasa ı Rahmet Yağmaz
Şu Ellerin Taşı Bana Hiç Degmez
İllede Dostun Bir Tek Gülü Yaralar Beni Beni
Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni.
 

 
Varıp yoldaş olma sen uğursuza
Komşu olma namussuza arsıza
Sabah selâmını verme pîrsize
Adamın başına belâ getirir

Muhib yoldaş olma kalleş yâr ile
O yâr da durmadı bir ikrar ile
Sakın sohbet etme münkir kör ile
Altının adını pula getirir

PİR SULTAN ABDAL'ım derdim ziyade
İçilirmi yârsız yad ile bade
Yâr odur ahrette şefaat ede
Sadık yâr insanı yola getirir.
 

Bir Güzelin Aşığıyım

Bir güzelin aşığıyım erenler
Onun için taşa tutar el beni
Gündüz hayalimde gece düşümde
Kumdan kuma savuruyor yel beni

Al gül olsam al gerdana takılsam
Kemer olsam ince bele sarılsam
Köle olsam pazarlarda satılsam
Yarim deyi al sinene sar beni

Abdal Pir Sultan'ım gamzeler oktur
Hezaran sinemde yaralar çoktur
Benim senden özge sevdiğim yoktur
İnanmazsan git Allah'a sor beni
 

Bin Cefalar Etsen Almam Üstüme

Bin cefâlar etsen almam üstüme
Gayet şirin geldi dillerin dostum
Varıp yad ellere meyil verirsen
Kış ola bağlana yolların dostum

İlâhi onmaya yardan ayıran
Bahçede bülbüller ötüyor uyan
Kula gölge olsa Allah’a ayan
Senden ayrılalı gülmedim dostum

Pir Sultan Abdal’ım gülüm dermişler
Bu şirin canıma nasıl kıymışlar
İster isem dünya malın vermişler
Sensiz dünya malın neylerim dostum
 


Nefes

Güzel aşık cevrimizi
Çekemezsin demedimmi
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedimmi

Yemeyenler kalır naçar
Gözlerinden kanlar saçar
Bu bir demdir gelir geçer
Duyamazsın demedimmi

Pir sultan ALİ şahımız
Hakka ulaşır ahımız
Oniki imam katarımız
Uyamazsın demedimmi
 





Dağlar

Ey benim divane gönlüm
Dağlara düştüm yalınız
Bu cefayı kendi özüm
Pek mail gördüm yalınız

Dağlar var dağlardan yüce
Dağmı dayanır bu güce
Derdimi üç gün üç gece
Söylerim bitmez yalınız

Şah'ın ayağına varsam
Hayırlı gülbengin alsam
Kızılırmağa gark olsam
Çağlasam aksam yalınız

Pir Sultanım ey erenler
Erine niyaz edenler
Üçler, kırklar, yediler
Mürvete geldim yalınız
 




Derdim Çoktur

Derdim çoktur hangisine yanayım
Yine tazalendi yürek yarası
Ben bu derde kande derman bulayım
Meğer Şah elinden ola çaresi

Efendim efendim benim efendim
Benim bu derdime derman efendim

Türlü donlar giyer gülden naziktir
Bülbül cevreyleme güle yazıktır
Çok hasretlik çektim bağrım eziktir
Güle güle gelir canlar paresi


Benim uzun boylu servi çınarım
Yüreğime bir od düştü yanarım
Kıblem sensin yüzüm sana dönerim
Mihrabımdır kaşlarının arası

Didar ile muhabbete doyulmaz
Muhabbetten kaçan insan sayılmaz
Münkir üflemekle çırağ söyünmez
Tutuşunca yanar aşkın çırası

Pir Sultan'ım katı yüksek uçarsın
Selamsız sabahsız gelir geeçersin
Dilber muhabbetten niçin kaçarsın
Böyle midir ilimizin töresi
 

Nasıl Yar Diyeyim

Nasıl yar diyeyim ben böyle yare
Mecnun edip çöle saldıktan sonra
Alemin bağında bülbüller öter
Giden benim gülüm solduktan sonra

Coşkun sular gibi çağlamayan yar
Gönlünü gönlüme bağlamayan yar
Benim şu halime ağlamayan yar
Daha ağlamasın öldükten sonra

PİR SULTAN ABDAL'ım sürem bu yolu
İnsanın kamili olmuşam kulu
İster yağmur yağsın isterse dolu
Gidem ben ummana daldıktan sonra
 

Dönen Dönsün

Koyun beni hak aşkına yanayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Yolumdan dönüp de mahrum mu kalayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Kadılar müftüler fetva yazarsa
İşte kement işte boynum asarsa
İşte hançer işte başım keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Bir gün mahşer olur divan kurulur
Suçlu suçsuz varsa orda bulunur
Piri olmayanlar anda bilinir
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

PİR SULTAN'ım arşa çıkar ünümüz
O da bizim ulumuzdur pirimiz
Hakka teslim olsun garip canımız
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
 

Gafil Gezme Şaşkın

Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün
Yalan dünya senin olsa ne fayda
Akibet alırlar tatlı canın
Bülbül gibi dilin olsa ne fayda

Söylersin de söz içinde şaşmazsın
Helâli haramı yersin seçmezsin
Nasibin kesilir de sular içmezsin
Akar çaylar senin olsa ne fayda

Söylersin de el içinde sözün var
Yeler çalışırsın oğlun kızın var
Bu dünyada üç beş arşın bezin var
Bedestenler senin olsa ne fayda

Bir gün alır yasak kelimeürürler evinden
Hakk'ın kelâmını koyma dilinden
Kurtulaman Ezrail'in elinden
Dünya dolu malın olsa ne fayda

Pir Sultan Abdal'ım çıktık oturduk
Kaza lokmasını burda yetirdik
Dünya bizim diye çektik getirdik
Yalan dünya bizim olsa ne fayda
 

Geçti Dost Kervanı

Şu karşı yaylada göç katar katar
Bir güzel sevdası gözümde tüter
Bu ayrılık bize ölümden beter
Geçti dost kervanı eyleme beni

Şu benim sevdiğim başta oturur
Bir güzelin derdi beni bitirir
Bu ayrılık bize ölüm getirir
Geçti dost kervanı eyleme beni

Pir Sultan Abdal'ım kalkın aşalım
Aşıp yüce dağı engin düşelim
Çok nimetin yedik helallaşalım
Geçti dost kervanı eyleme beni
 

Kul Olayım Kalem Tutan Eline

Kul olayım kalem tutan eline
Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz
Şekerler ezeyim şirin diline
Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz

Allahı seversen kâtip böyle yaz
Dün ü gün ol şah'a eylerim niyaz
Umarım yıkılır şu kanlı Sivas
Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz

Sivas illerinde sazım çalınır
Çamlı beller bölük bölük bölünür
Ben dosttan ayrıldım bağrım delinir
Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz

Münafıkın her dediği oluyor
Gül benzimiz sararuban soluyor
Gidi Mervan sâd oluban gülüyor
Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz

Pir Sultan Abdal'ım ey Hızır Paşa
Gör ki neler gelir sağ olan başa
Hasret koydu bizi kavim kardaşa
Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz


Logged
DİVRİĞİ FORUM
« : Temmuz 14, 2007, 07:56:41 ÖS »

 Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.868 Saniyede 30 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.328s, 6q)

Google ve orumceklerin son ziyareti Ekim 12, 2008, 09:25:42 ÖS